Bir zamanlar Şam’ın mutlak hâkimi olan Muaviye bin Ebu Süfyan, bugün aynı şehirde, Babü’s-Sağîr Mezarlığı’nda demir parmaklıkların ardında yatıyor. Mezarının etrafı bariyerlerle çevrili. Kapısı kilitli. Hatta iki kez kilitli. Ziyaret edilmesin diye değil; zarar görmesin diye. Çünkü geçmişte, zaman zaman Şii inancına sahip gruplar mezarın başına gelip saldırı girişimlerinde bulunuyorlar. Bu saldırılar, üzerinden onlarca asır da geçmiş olsa hâlâ sıcak olan bir intikam ateşinin yansımasıdır.

Bu sahne, tarihin ironilerinden biri değil. Bizzat tarihin kendisi.
Muaviye, İslam tarihinin en güçlü figürlerinden biriydi. Şam valiliğinden halifeliğe uzanan yolu, bir devlet aklının, bir iktidar pratiğinin ve derin siyasal kırılmaların hikâyesini taşır. Emevî Devleti’nin kurucusu olarak, bu toprakların en yüksek mertebeli ismiydi. Şam, onun başkentiydi. Saraylar, ordular, kararlar buradan yönetiliyordu.
Bugün ise aynı şehirde, mezarı korunmaya muhtaç.

İktidarın Zamanla Değişen Anlamı
Muaviye’nin mezarının kapalı tutulması, yalnızca fiziksel bir güvenlik meselesi değil. Bu, hafızanın nasıl kırılganlaştığını gösteren sembolik bir durum. Seveni olan bir figür olduğu kadar, tarih boyunca sert biçimde eleştirilen, tartışmalı kararlarıyla hatırlanan bir isim. İşte bu yüzden, yattığı yer bile kamusal bir uzlaşının parçası değil.
Bir dönem adına hutbeler okunan, emirleriyle ordular sevk edilen bir isim; bugün insanların zarar vermesinden endişe edilerek demirlerin ardına alınmış durumda.
Bu, Şam’ın kendine has kaderiyle de örtüşüyor. Şehir, tarih boyunca iktidarın merkezi oldu; ama aynı zamanda iktidarların mezarlığına da dönüştü. Her gelen güç, bir öncekinden geriye yalnızca tartışmalı hatıralar bıraktı.
Babü’s-Sağîr’de Bir Sessizlik
Babü’s-Sağîr Mezarlığı, Bilâl-i Habeşî gibi İslam tarihinin pek çok önemli ismini barındırıyor. Ancak Muaviye’nin mezarı, bu alan içinde bile ayrı bir sessizlik taşıyor. Parmaklıklar, kapalı kapılar ve kilitler, ziyaretçiye şunu fısıldıyor:
Bu mezar, geçmişle barışamamış bir bugünün ürünü.
Muaviye burada yalnız değil; ama yalnız bırakılmış gibi.

Bir Mezardan Daha Fazlası
Bu mezar, yalnızca Muaviye’nin değil; iktidarın, otoritenin ve tarihte “kazanan” olmanın ne anlama geldiğine dair güçlü bir hatırlatma. Zamanında bu toprakların en güçlü adamı olmak, zaman geçtikçe seni en korunması gereken isimlerden birine de dönüştürebiliyor.
Şam’da, demirlerin arkasında yatan Muaviye; tarihin kimseye dokunulmazlık tanımadığını gösteriyor. Ne zaferler, ne saltanatlar, ne de unvanlar… Hiçbiri, hafızanın sert yargısından muaf değil.
Son Not
Bu mezarın başında insan şunu düşünüyor:
İktidar geçici, tartışma kalıcı.
Ve tarih, en çok da güçlü olanları savunmasız bırakıyor.
