Palmira’nın sütunlarından ayrıldıktan sonra rotamı doğuya, Fırat’a doğru çevirdim. Çölde tarihin yasını tutan bir şehirden, savaşın en sert yüzünü taşıyan bir başka şehre gidiyordum: Deyrizor.
Suriye’nin petrol kalbi.
Ama aynı zamanda en ağır yarayı alan kentlerinden biri.
SDG/YPG-PKK kontrolünden kurtulalı yalnızca 15 gün olmuştu. “Oraya mı gidiyorsun?” sorusunu alıyordum dediğim herkesten ve herkesin yüzünde aynı tedirgin bakış vardı. Çünkü Deyrizor, yalnızca bir şehir değil; Suriye’deki güç mücadelesinin, enerji savaşlarının ve vekâlet çatışmalarının düğüm noktasıydı.
Petrolün Merkezi, Yoksulluğun Şehri
Deyrizor ve Haseke hattı, Suriye’nin petrol ve doğal gaz rezervlerinin büyük bölümünü barındırıyor. Fırat Nehri’nin doğusunda yer alan Ömer (al-Omar) ve Tanak sahaları ülkenin en büyük petrol yatakları arasında. Koniko gaz tesisi de bu bölgedeydi.
Yıllarca bu sahalar farklı güçlerin kontrolünde kaldı. Modern rafineriler yerine ilkel yöntemlerle ham petrolün kaynatıldığı, siyah dumanların gökyüzünü kapladığı tesisler kuruldu.
Ham petrol bidonlarda kaynatılıyor, ortaya çıkan zehirli gazlar solunuyor, atıklar toprağa ve suya karışıyordu. Bölgedeki doktorların ve ziraat mühendislerinin anlattıklarına göre:
- Göğüs ve akciğer hastalıkları arttı.
- Kanser vakalarında yükseliş gözlemlendi.
- Tarım arazileri kirlendi.
- Küçükbaş hayvan ölümleri yaşandı.
Petrol zengini bir şehir, ama halkı yoksulluk içinde.
Deyrizor’da çelişki buydu.
Otostopla Savaş Coğrafyasına
Palmira’dan Deyrizor’a otobüs ya da taksi bulamadım. Ana yola çıktım ve otostop yapmaya başladım.
Asker dolu bir pikap durdu. Gideceğim yeri söyledim. “Tamam,” dediler. Yaklaşık 10 kilometre ilerledikten sonra ülke genelinde neredeyse her 50 kilometrede bir gördüğünüz kontrol noktalarından birine bıraktılar.
Oradaki askere beni göstererek:
“Bu Deir’e gidiyor, durdurduğun her araca sor,” dediler.
Kısa süre sonra kaderin ironisi gerçekleşti.
Deyrizor’un yıkımının başlıca nedeni olan petrolü taşıyan bir tanker durdu. Ve beni aldı.
Üç saat boyunca bir petrol tankerinin içinde, petrolün yarattığı yıkıma doğru yol aldım.

Yol boyunca dikkatimi çeken şey şuydu: Kamyonetlerin üstü yorgan, yatak, dolap, beyaz eşya doluydu. İnsanlar kuzeye ve güneye doğru evlerine dönüyordu. Sürekli bir taşınma, sürekli bir dönüş hali vardı.
Bir ülke yer değiştiriyordu.

Haritadan Silinmiş Bir Kent
Akşam ezanına yakın şehir merkezine vardım. Meydan kalabalıktı. Hareketlilik vardı. Hayat dönmeye çalışıyordu.
Ama başımı kaldırdığımda gördüğüm manzara, daha önce hiçbir şehirde görmediğim türdendi.
Sağlam tek bir bina yoktu.
Ufka doğru baktığımda bile ayakta kalan, hasarsız bir yapı göremedim.
Gitmeden önce “Suriye’nin en ağır hasar alan şehri” olduğunu duymuştum. Ama bunu beklemiyordum.
Deyrizor neredeyse haritadan silinmişti.
İnternette güncel bir otel bilgisi bulmak zaten imkânsızdı. Bulduğum bir otelin adresine doğru, Fırat Nehri kıyısına yürümeye başladım. Hava kararıyordu. Şehirde elektrik yoktu.
Otele vardığımda ikinci şoku yaşadım.
Olması gereken yerde, bombalanmış ve tamamen çökmüş bir bina vardı.

Karanlık çökerken, Şam’da tanıştığım ve burada yaşayan bir arkadaşımı aradım. O gece onun evine misafir oldum.
Yüz Sorunlu Şehir
Ertesi gün sokak sokak dolaştım.

Her bina bombalanmıştı.
Her sokak molozdu.
Her mahalle savaşın anatomisini gösteriyordu.

Şehrin ana gelir kaynağı olan petrol kuyularının bir kısmı tamamen bombalanmıştı. Kent merkezine yakın sahalar çalışamaz durumdaydı. Uzak kırsaldaki bazı kuyular ise hâlâ aktifti.

Konuştuğum insanların büyük bölümü, geçmişteki PKK kontrol dönemlerine dair öfke doluydu. Yıkılmış bir şehirde yaşıyor olmalarına rağmen, mevcut durumdan “en azından artık o yapı yok” diyerek bir tür rahatlama ifade ediyorlardı.
Bu, yıkımın normalleşmesi demekti.

Sokaklarda UN ve UNDP gibi kurumların üniformalarını giyen yerli insanlar kentlerini ve çöp dağlarını temizlemeye başlamışlar. Ama bu kent, özellikle bu kent temizlenebilir mi… Emin değilim.

Eğer başka şehirlerin çözmesi gereken on sorunu varsa, Deyrizor’un yüz sorunu var.
- Elektrik yok.
- Altyapı çökmüş.
- Sağlık hizmetleri yetersiz.
- İş yok.
- Ev yok.
Ama insanlar dönüyor.

Petrol Kimin İçin?
Deyrizor’da asıl soru şu:
Bu topraklardan çıkan petrol kimin için akıyor?
Yıllarca savaşın finansman aracı olan, kaçak yollarla taşınan, ilkel rafinerilerde kaynatılan petrol…
Umarım bundan sonra bu şehrin yeniden inşasına, çocuklarının eğitimine, hastanelerine, yollarına harcanır.
Palmira’da tarih yıkılmıştı.
Deyrizor’da ise hayat yıkılmış.
Biri medeniyetin hafızasını kaybetmişti.
Diğeri geleceğini.
Çölde petrol kokusu hâlâ var.
Ama Deyrizor’un ihtiyacı olan şey petrol değil.
İstikrar.
Adalet.
Ve gerçekten halk için akan bir kaynak.
