Savaşın yorgun düşürdüğü bir şehirde, binlerce hayati eksik varken belediye işçilerinin anayol kenarlarındaki peyzaj düzenlemeleriyle uğraşması ilk bakışta absürt görünebilir. Ancak Şam’da bugünlerde tanık olduğum manzara, bu küçük dokunuşların aslında devasa bir kimlik inşasının yapı taşları olduğunu gösteriyor. Şehir, o eski, kaotik ve “Ortadoğulu” Suriye imajından kurtulup; daha modern, daha düzenli ve “yönetilebilir” bir çehreye bürünmeye çalışıyor. Ana arterlerdeki sokak satıcılarının, defalarca denk geldiğim üzere, kararlı bir şekilde kaldırılması, sadece bir zabıta operasyonu değil; Şara hükümetinin “kamusal alanda düzen” iddiasının bir dışavurumu. Şehir, kontrolün elde olduğunu ve artık “kuralların” işlediğini dünyaya kanıtlamak istiyor.

Bu imaj operasyonunun en dikkat çekici aktörleri ise şüphesiz askeri ve sivil güvenlik güçleri. On yıllardır asık suratlı, rüşvetçi veya korku salan bir imajla özdeşleşen polis ve asker araçlarının her an yeni ve tertemiz olması, yeni dönemin “profesyonel” yüzünü simgeliyor. Daha da şaşırtıcı olanı ise, bu üniformaların içindeki insanların yaklaşımı. Konu ne olursa olsun turistlere gösterilen o ayrıcalıklı ve güler yüzlü tavır, klasik bir “turistten para koparma” mantığından çok uzak. Burada temel amaç ekonomik kazanç değil; turistin buradan memnun ayrılmasını sağlayıp, gittiği her yere “Suriye artık güvenli ve modern bir yer” intibasını taşımasını sağlamak. Asker ve polis, artık rejimin muhafızı değil, yeni Suriye’nin “halkla ilişkiler” temsilcisi gibi hareket ediyor.

Modernite Vitrini: Şara’nın Batılı Jestleri ve Geleneksel Çıkmaz
Bu yeni kimlik inşasının mimarı olan Ahmed eş-Şara, kendi kişisel markasını da bu modernite vizyonu üzerine kuruyor. Şara’nın katıldığı üst düzey toplantılara eşini de götürmesi, ona öncelik veren nazik jestler yapması ve kadın hakları konusundaki “modern eş” portresi, aslında Batı’ya ve seküler dünyaya verilen çok net bir mesaj: “Biz artık o eski, kapalı ve baskıcı yapı değiliz.” Şara, bir yandan kendi halkına düzen vadederken, diğer yandan uluslararası topluma modern bir lider profili çizmeye çalışıyor. Ancak bu parıltılı vitrinin hemen arkasında, çok daha koyu ve sert bir gerçeklik bekliyor.
Suriye’nin bugün içinden geçtiği en büyük sancı tam olarak bu zihin bulanıklığı. Bir yanda Şam’ın ana arterlerinde eşine kapı açan modern bir lider ve çiçeklendirilen yollar varken; diğer yanda ülkenin farklı şehirlerinde, hatta bazen Şam’ın arka mahallelerinde hilafet bayrakları dalgalanıyor. Kadınlara nasıl örtünmeleri gerektiğini dikte eden o sert afişler, Şara’nın modernite vizyonuyla aynı sokakları paylaşıyor. Bu durum, sadece hükümetin değil, halkın ve bizzat Şara’nın kafasının ne kadar karışık olduğunun en büyük kanıtı.

Sonuç olarak; Suriye bugün dümensiz bir gemi gibi değil, ama dümeni iki farklı yöne aynı anda kırılmaya çalışılan bir gemi gibi. Bir tarafta modern, düzenli ve dünyaya entegre bir ülke hayali; diğer tarafta ise köklerinden gelen ve sahada hala çok güçlü olan radikal dinsel beklentiler. Bu geminin hangi limana yanaşacağı ya da bu iki zıt akıntının arasında parçalanıp parçalanmayacağı henüz belli değil. Şara’nın “yeni Suriye” deneyi, modern bir vitrinle geleneksel bir iskeletin ne kadar süre bir arada kalabileceğini tüm dünyaya gösterecek.
