Suriye Türkmenleri veya Suriye Türkleri, 10. ve 11. yüzyıllardaki Selçuklu akınlarıyla Suriye bölgesine yerleşen ve köklü bir geçmişe sahip olan Türk azınlıktır. Çeşitli tahminlere göre bölgedeki nüfusları 800.000 ile 3.500.000 arasında değişmektedir. Suriye’nin kuzeybatısında, Lazkiye ilinin kuzeyinde yer alan ve Hatay’ın Yayladağı ilçesine sınır komşusu olan Bayırbucak bölgesi, Suriye Türkmenlerinin ana vatanı olarak kabul edilir ve “Batı Türkmeneli” ismiyle de anılır.

Tarihsel Arka Plan ve Asimilasyon Politikaları
Bölgenin Türk yurdu olma geçmişi 7. yüzyıldaki Oğuz boylarının akınlarına kadar uzansa da, asıl yoğun yerleşim 10. ve 11. yüzyıllarda Selçukluların bölgeye gelmesiyle gerçekleşmiştir. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık Zaferi ile Osmanlı yönetimine geçen bölge, 1918 yılına kadar 402 yıl boyunca Türk hakimiyetinde kalmıştır. Osmanlı kayıtlarında “Halep Türkmenleri” olarak bilinen bu gruplar, devletin güvenliğinde ve Hac yollarının korunmasında kilit rol oynamıştır. 20 Ekim 1921 tarihinde Türkiye ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması’nın 7. maddesi uyarınca Suriye Türkmenleri, Türkiye’nin garantörlüğü altındadır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Fransız mandası altına giren Türkmenler, daha sonra kurulan Baas rejimi ve Hafız Esad döneminde ağır bir Araplaştırma politikasına maruz kalmışlardır. Türkçe konuşulması ve Türkçe eserler basılması yasaklanmış, Türkmen köylerinin isimleri Arapçaya çevrilmiş ve kendilerini azınlık olarak tanımlama hakları ellerinden alınarak kayıtlara yalnızca “Müslüman” olarak geçirilmişlerdir. Tüm bu asimilasyon politikalarına rağmen, büyük gruplar halinde yaşamaya devam eden Bayırbucak Türkmenleri, Türkiye Türkçesine çok yakın olan dillerini ve millî benliklerini korumayı başarmıştır.
Bayırbucak’ın Coğrafi ve Stratejik Önemi
Türkçe “bayır” ve “bucak” kelimelerinin birleşimiyle isimlendirilen bölge, coğrafi özelliklerine göre ikiye ayrılmaktadır. “Bayır”, Türkmen Dağları olarak adlandırılan engebeli ve dağlık kısımları ifade ederken; “Bucak”, deniz kıyısı ve sahile yakın yerleşimleri kapsamaktadır. Toplamda 79 yerleşime (köy ve mezra) ev sahipliği yapan bölge, Suriye muhalefeti için Akdeniz’e açılan stratejik bir kapı konumundadır. Esad rejiminin kalesi olan Lazkiye’ye olan yakınlığı ve Türkiye üzerinden gelen insani yardımların bir güzergahı olması nedeniyle, askeri açıdan büyük bir öneme sahiptir.

Suriye İç Savaşı ve Türkmen Dağı Tugayları
Suriye’de 2011’de başlayan iç savaşla birlikte, yıllarca baskı altında kalan Suriye Türkmenleri, kimliklerini savunmak için muhalif saflarda yer alarak Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bünyesinde silahlanmıştır. Bölgeyi savunmak için kurulan Türkmen Dağı Tugayları, Bayırbucak’ın çeşitli bölgelerinde Esad rejimi ve rejim yanlısı milislere karşı mücadele vermiştir. Bu birliklerin arasında Yavuz Sultan Selim Tugayı, Sultan Abdülhamit Han Tugayı ve çoğunluğunu Sünni Arapların ve Türkmenlerin oluşturduğu İkinci Sahil Tümeni gibi büyük gruplar yer almıştır.

Lazkiye Taarruzu (2015-2016) ve Uçak Krizi
Savaşın seyri, Eylül 2015’te Rusya’nın müdahalesiyle büyük bir değişime uğramıştır. Rus Hava Kuvvetlerinin hava şemsiyesi altında, Esad ordusu, Hizbullah ve İran destekli Şii milisler, Kasım 2015’te Lazkiye kırsalında büyük bir taarruz başlatmıştır. Bölgede IŞİD (DAEŞ) unsurları bulunmamasına rağmen Rus savaş uçakları sivil Türkmen köylerini ağır bombardıman altına almıştır.
Taarruzun şiddetlendiği 24 Kasım 2015 tarihinde, Türk hava sahasını ihlal eden bir Rus Su-24 savaş uçağı, uyarıları dikkate almayınca angajman kuralları gereği Türk F-16’ları tarafından düşürülmüştür. Uçak, Türkmen Dağı bölgesine düşmüş ve paraşütle atlayan pilotlardan biri Alparslan Çelik komutasındaki Türkmen güçleri tarafından öldürülmüştür.

Bölgenin Düşüşü ve Büyük Göç
Bu olayın ardından Rusya bölgedeki ağır bombardımanını daha da artırmıştır. Aylar süren yoğun hava ve kara saldırıları sonucunda direniş hatları yarılmış ve Türkmen Dağı’ndaki stratejik noktalar birer birer düşmüştür. Özellikle 40 gün içinde beş kez el değiştiren Kızıldağ Tepesi’nin Aralık 2015’te kaybedilmesiyle bölgedeki askeri denge tamamen rejim lehine bozulmuştur. Ocak 2016’da ise Selma ve Rabia kasabalarının rejim güçlerinin eline geçmesiyle Türkmen Dağı’nın çok büyük bir bölümü kaybedilmiştir.

Bölgede yaşanan bu ağır yıkım neticesinde hayatta kalmaya çalışan on binlerce sivil Türkmen, köylerini terk ederek Türkiye’ye veya sınır sıfır noktasındaki Yamadı bölgesindeki çadır kentlere sığınmak zorunda kalmıştır. Bölgeden Türkmenlerin zorunlu göçü sonrası Beşar Esad yönetimi, boşalan Türkmen evlerine Alevi (Nusayri) sivilleri yerleştirme politikası başlatmıştır.
Lazkiye Kıyılarında Bir Güç Sembolü: Büşra Esad’ın Sarayı

Suriye’nin Akdeniz’e açılan kapısı olan Lazkiye, yalnızca limanı ve sahil şeridiyle değil, aynı zamanda ülkenin siyasi elitine ev sahipliği yapan bölgeleriyle de dikkat çeker. Bu kıyı hattında yer aldığı iddia edilen ve kamuoyunda sıkça gündeme gelen yapılardan biri de, eski devlet başkanı Beşşar Esad’ın kız kardeşi Büşra Esad ile ilişkilendirilen saraydır.
Denize hâkim yüksek bir noktada konumlandığı belirtilen bu yapı, geniş güvenlik önlemleri, yüksek duvarları ve özel erişim yollarıyla uzun yıllar boyunca kamusal merakın konusu oldu. Bölge halkı arasında anlatılanlara göre kompleks; ana konut binası, misafir alanları ve geniş bahçelerden oluşan kapalı bir yerleşke niteliğindeydi. Suriye’de savaş yıllarında rejim elitlerinin kıyı şeridinde yoğunlaştığı bilinirken, Lazkiye’deki bu tür yapılar devlet içindeki güç dengelerinin ve aile bağlarının sembolü olarak görülüyordu.
Büşra Esad, siyasi ve güvenlik bürokrasisiyle yakın ilişkileri nedeniyle uzun yıllar rejim içindeki etkili figürlerden biri olarak anıldı. Bu nedenle Lazkiye’deki konut da yalnızca bir aile evi değil, aynı zamanda iktidar çevresinin Akdeniz kıyısındaki temsil alanlarından biri şeklinde yorumlandı. Savaş boyunca ülkenin birçok şehri ağır yıkıma uğrarken, kıyı hattındaki bu tür mülklerin görece korunmuş kalması kamuoyunda zaman zaman sosyal adalet ve eşitsizlik tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Bugün Lazkiye sahillerinde yükselen bu yapılar, yalnızca mimari değil; Suriye’nin yakın siyasi tarihinin de sessiz tanıkları olarak görülüyor. Deniz manzarasına bakan yüksek duvarların ardında, bir dönemin güç ilişkileri ve aile merkezli iktidar yapısının izleri okunuyor.
Bir Kimliğin Sessiz Mücadelesi: Lazkiye’de Türkmenler
Lazkiye kırsalında ve sahil hattında yaşayan Türkmenlerle konuştuğunuzda, cümleler genelde aynı yerden başlıyor: “Esad gitti ama bıraktığı korku hâlâ gitmedi.”
Yeni yönetimin gelişiyle birlikte bazı sembolik ve pratik değişimler yaşanmış olsa da, Türkmen toplumu için mesele yalnızca bugünün özgürlüğü değil; geçmişin telafisi.

El Konulan Arsalar, Geri Verilmeyen Haklar
Türkmenlerin en büyük sorunlarından biri, Esad döneminde el konulan arsa ve mülklerin hâlâ iade edilmemiş olması.
Birçok aile, savaş yıllarında veya öncesinde çeşitli gerekçelerle kamulaştırılan ya da fiilen el konulan topraklarının geri verilmesini bekliyor. Yeni yönetimin gelmesi, kontrol noktalarının kalkması ve baskının azalması önemli bir eşik olmuş; ancak mülkiyet meselesi çözülmedikçe insanlar “gerçek adaletin” sağlanmadığını düşünüyor.
Onlara göre özgürlük yalnızca bayrak asabilmek değil; tapusuna yeniden kavuşabilmek.
Kontrol Noktalarından Sahile
Esad döneminde Lazkiye’ye girişin dahi kimlik kontrolleriyle, sıkı güvenlik prosedürleriyle yapıldığını anlatıyorlar. Özellikle Türkmen kimliği taşıyanlar için bu yolculuk daha da zorlayıcıymış.
Bugün bu kontrol noktalarının kaldırılmış olması halkta ciddi bir memnuniyet oluşturmuş. İnsanlar artık kendi şehirlerine giderken kimlik sorgusuyla karşılaşmadıklarını söylüyor.
Ama psikolojik bariyerler fiziksel olanlardan daha geç kalkıyor.

Duvarlardaki Bayrak ve Bitmeyen Korku
Duvarında Türk bayrağı asılı bir evi görüntülerken kapıdan çıkan yaşlı bir babaanne, önce tedirginlikle yaklaşıyor.
Daha önce defalarca Esad askerlerinin evini kameraya aldığını, bu yüzden beni de onlardan sandığını söylüyor.
Rejim gitmiş olabilir.
Ama hafızadaki baskı hâlâ canlı.
Bu sahne, Lazkiye’de Türkmen olmanın en sade özeti gibi:
Özgürlük var, ama temkinli.
Rahatlama var, ama alışkanlık hâlâ korkudan yana.
“Eskiden Bu Bayrak Ölüm Demekti”
Bir sokak satıcısının tezgâhında Türk bayrakları görüyorum. Yanına yaklaşıyorum.
“Eskiden bunu açmak direkt ölümdü,” diyor.
“Şimdi Türkmen bayrağını bile açabiliyoruz. Özgürüz.”
Bu cümle, değişimin en net ifadesi.
Semboller üzerinden bastırılan bir kimlik, şimdi kendini görünür kılmaya çalışıyor. Ancak bu görünürlük, yılların sessizliğinden sonra geliyor.
Sahile İnmenin Yasak Olduğu Günler
Sahilde küçük bir büfeyi yeniden inşa etmeye çalışan bir abiyle konuşuyorum.
“Esad zamanı burada işletme açmak mı?” diyor.
“Bırak işletmeyi, sahile inmek bile zordu. Denize girmek, balık tutmak… Hayaldi.”
Bugün molozların arasından yeniden bir tezgâh kurmaya çalışıyor.
Deniz aynı deniz.
Ama kıyıya erişim artık başka bir anlam taşıyor: kamusal alanın geri kazanımı.
Belirsiz Bir Gelecek
Lazkiye’deki Türkmenler için yeni dönem, hem umut hem temkin barındırıyor.
- Kimlik baskısı azalmış.
- Kontrol noktaları kalkmış.
- Bayraklar görünür olmuş.
- Sahil kamusal alana dönüşmüş.
Ama mülkiyet meselesi çözülmemiş.
Korku hafızası silinmemiş.
Gelecek netleşmemiş.
Bir toplum için özgürlük, yalnızca baskının bitmesi değildir.
Hakların iadesi, güvenin inşası ve eşit yurttaşlık hissinin yerleşmesi gerekir.
Lazkiye kıyılarında rüzgâr artık daha serbest esiyor olabilir.
Ama Türkmenlerin asıl beklediği şey rüzgâr değil,
Kalıcı adalet.
