Bazı insanlar bir şehri sever.
Bazıları bir şehirde yaşar.
Ama çok azı bir şehre ömrünü adar.
Halid el-Esad, işte o az insanlardan biriydi.
1 Ocak 1934’te Palmira’da doğdu. Çölün ortasında yükselen o antik sütunlar onun için yalnızca taş değildi; çocukluğunun manzarası, kimliğinin parçası, hafızasının temeliydi. Şam Üniversitesi’nde tarih eğitimi aldı, Palmira Aramicesi üzerinde uzmanlaştı ve 1963’te memleketine dönerek Palmira Müzesi müdürlüğünü üstlendi.
Yarım asrı aşan meslek hayatı boyunca Alman, Fransız, Japon, İtalyan ve Polonyalı arkeoloji heyetleriyle çalıştı. Nekropoller, sur duvarları, mezar anıtları üzerine araştırmalar yürüttü. 1982’de yayımladığı “Palmyra: Tarih, Abideler ve Müze” eseri hâlâ alanın temel kaynaklarından biri kabul edilir.
2001’de Sasani Kralı I. Hüsrev ve II. Hüsrev adına basılmış 700 gümüş sikkelik hazineyi duyurdu. 3. yüzyıla ait mozaik keşiflerinde yer aldı. Konferanslar verdi, makaleler yazdı.
Ama onun en büyük eseri ne bir kitap ne bir keşifti.
En büyük eseri, Palmira’ya olan sadakatiydi.
“Ben Palmiralıyım”
2015’te kent, IŞİD militanlarının eline geçtiğinde Halid el-Esad 82 yaşındaydı. Oğulları ve meslektaşları yüzlerce eseri kurtararak Şam’a taşımayı başardı. Kendisine de gitmesi söylendi.
O ise kalmayı seçti.
“Ben Palmiralıyım. Beni öldürseler bile burada kalacağım,” dedi.
Militanlar onu tutukladı. Saklanan eserlerin yerini sordu.
O konuşmadı.
18 Ağustos 2015’te, Palmira Müzesi meydanında başı kesilerek infaz edildi. Cesedi bir direğe asıldı. Yanına “putperestlik direktörü” suçlaması yazılı bir pankart bırakıldı.
Bu sadece bir cinayet değildi.
Bu, kültürel hafızaya gözdağıydı.
Taşları Savunan Bir Adam
Halid el-Esad’ın ölümü, Bel Tapınağı’nın yıkılmasıyla, Zafer Takı’nın patlatılmasıyla aynı zincirin halkasıydı. Ama o taşlardan farklı olarak geri gelmeyecek bir kayıptı.
UNESCO, onun öldürülmesini bir medeniyet suçunun sembolü olarak nitelendirdi. Çünkü o, eserlerin yerini açıklamayı reddederek yalnızca objeleri değil, bir halkın tarihini korudu.
Palmira’yı savunmak için silah taşımadı.
Kazma, fırça ve kalem taşıdı.
Ve sonunda inancını taşıdı.

Saygıyla Anıyoruz
Bugün Palmira’nın sütunları eksik olabilir.
Tapınaklar yıkılmış olabilir.
Müze boş olabilir.
Ama Halid el-Esad’ın adı, Palmira’nın taşlarına kazınmış durumda.
O, bir arkeologdan fazlasıydı.
O, hafızanın bekçisiydi.
Bir şehrin vicdanıydı.
Palmira yeniden ayağa kalkarsa, bu yalnızca taşların onarılmasıyla olmayacak.
Onun gibi insanların hatırasıyla yükselecek.
Saygıyla anıyoruz.
