Skip to content
2 August 2026, Sunday | 22:20

Taha Investigates

Menu
  • Investigations
  • Conflicts
  • Photos
  • Support
  • Contact
Menu

Şam’da Yeni Bir Sayfa: Esad Sonrası Suriye’nin Kırılgan Umudu ve Kaosun Anatomisi

Posted on February 9, 2026February 11, 2026 by raskolnikovunBaltasi

Şam’da Yeni Bir Sayfa: Esad Sonrası Suriye’nin Kırılgan Umudu ve Kaosun Anatomisi

Tarih 8 Aralık 2024’ü gösterdiğinde, Orta Doğu’nun modern tarihindeki en uzun soluklu diktatörlüklerinden biri, beklenmedik bir hızla son buldu. Beşar Esad’ın Şam’dan kaçarak Moskova’ya sığınması, yaklaşık 14 yıl süren kanlı bir iç savaşın “resmi” sonu olarak kayıtlara geçti. Ancak, Baas rejiminin çöküşü bir son değil, Suriye için sancılı, karmaşık ve öngörülemez yeni bir başlangıcın habercisiydi. 2026 yılına girdiğimiz şu günlerde, “Yeni Suriye”nin fotoğrafı, zafer sarhoşluğu ile derinleşen toplumsal çatlaklar arasında gidip gelen bir ülkeyi yansıtıyor.

Rejimin Enkazı Üzerinde Yeni İktidar: “Şara” Dönemi

Şam’ın düşüşü, sadece bir liderin değil, devletin tüm güvenlik ve bürokrasi aygıtının da yeniden tanımlanmasını zorunlu kıldı. Muhalif güçlerin başkente girmesiyle birlikte ortaya çıkan güç boşluğunu, eski adıyla Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el-Colani, yeni ve daha “devlet adamı” profili çizen ismiyle Ahmed el-Şara doldurdu.

Ocak 2025’te düzenlenen “Suriye Devrimi Zafer Konferansı” ve ardından gelen geçiş süreci, yeni yönetimin meşruiyet arayışının ilk adımlarıydı. El-Şara, fiili devlet başkanı olarak, eski rejim kurumlarının feshedildiğini ve dağınık haldeki silahlı grupların yeni kurulan Savunma Bakanlığı çatısı altında birleştirileceğini duyurdu. Bu hamle, uluslararası toplumun gözünde “terörist grup lideri” imajını silip, istikrarlı bir geçiş hükümeti lideri profili çizme çabasıydı. Ancak bu merkezileşme çabası, sahadaki parçalı yapıyı tamamen kontrol altına almaya yetmedi.

Kuzeydoğu’da Dengeler Değişiyor: Kürtlerin “İhanet” Hissi

Rejim değişikliğinin en dramatik sonuçlarından biri, Kuzeydoğu Suriye’de, Kürtlerin kontrolündeki bölgelerde yaşandı. Yıllarca ABD desteğiyle IŞİD’e karşı savaşan ve fiili bir özerklik (Rojava/AANES) kuran Suriye Demokratik Güçleri (SDG), yeni dönemde stratejik bir yalnızlıkla karşı karşıya kaldı.

Ocak 2026’da, ABD’nin de onayıyla Şam’daki yeni yönetim ile SDG arasında varılan ateşkes anlaşması, bölgenin kaderini değiştirdi. Bu anlaşma, Kürtler için fiili özerkliğin sonu anlamına geliyordu. Daha önce Kürt kontrolünde olan bölgelerin yaklaşık %80’i, buna Rakka, Deyrizor ve Haseke gibi stratejik kentler dahil, Şam yönetiminin kontrolüne geçti. Anlaşma, SDG’nin askeri yapısının Suriye ordusuna entegre edilmesini ve özerk yönetimin devlet kurumlarına katılmasını öngörüyordu.

Sahadaki Kürt nüfus arasında, ABD’nin yeni Şam yönetimiyle (özellikle Ahmed el-Şara ile) çalışmayı tercih ederek kendilerini “terk ettiği” duygusu hakim oldu. Her ne kadar yeni anayasal bildirgelerle Kürt diline ve kültürüne resmi statü verilse de, sahadaki gerçeklik, milislerin entegrasyonu ve siyasi özerkliğin kaybıyla sonuçlandı.

Büyük Dönüş ve Yeni Göç Dalgaları: Demografik Çalkantı

Esad’ın gidişi, mülteciler için yıllardır beklenen en büyük “geri dönüş” motivasyonunu oluşturdu. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, rejimin düşüşünden Şubat 2026’ya kadar olan süreçte yaklaşık 1,7 milyon Suriyeli evlerine döndü. Bu, savaşın başından beri görülen en büyük tersine göç hareketiydi. Ancak bu tablo, madalyonun sadece bir yüzüydü.

Geri dönenlerin büyük çoğunluğunu Sünni Arap nüfus oluştururken, ülkedeki azınlıklar için durum tam tersine işledi. Özellikle Mart 2025’te sahil şeridinde (Tartus ve Lazkiye) patlak veren şiddet olayları, ülkenin toplumsal dokusundaki kırılganlığı gözler önüne serdi. Yeni yönetime bağlı bazı unsurların ve yerel milislerin, Alevi köylerine yönelik gerçekleştirdiği misilleme saldırıları ve mezhep temelli şiddet, 36.000’e yakın kişinin Lübnan’a kaçmasına neden oldu.

ETANA tarafından yapılan saha araştırmaları, azınlık topluluklarının (Aleviler, Hıristiyanlar, Dürziler) yeni yönetime karşı derin bir güvensizlik beslediğini ortaya koyuyor. Sünni nüfusun %75’i kendini güvende hissettiğini belirtirken, Alevi katılımcıların %80’i kendini güvende hissetmediğini ve %90’ı güvenlik durumunun kötüleştiğini ifade etti. Bu durum, Suriye’nin demografik haritasının “mezhepsel homojenleşme” yönünde yeniden şekillendiği endişesini doğuruyor.

Güvenlik Bataklığı: Captagon, IŞİD ve İsrail

Rejimin düşmesi, Suriye’yi bir “narko-devlet”e dönüştüren devlet destekli uyuşturucu üretimini sekteye uğrattı, ancak bitiremedi. Esad ailesi ve 4. Zırhlı Tümen tarafından endüstriyel ölçekte yürütülen Captagon ticareti, merkezi kontrolün kalkmasıyla şekil değiştirdi. Yeni yönetim, Hama ve Şam kırsalındaki büyük laboratuvarlara baskınlar düzenleyip “temizlik” mesajı verse de, ticaret yeraltına indi.

Üretim ve kaçakçılık, devlet tekelinden çıkarak sınır bölgelerindeki (özellikle Ürdün ve Lübnan sınırları) savaş ağalarına, aşiretlere ve yerel milislere kaydı. Bu “özelleşen” uyuşturucu ticareti, Yemen ve Sudan gibi ülkelere sıçrayarak bölgesel bir sorun olmaya devam ediyor.

Öte yandan, IŞİD tehdidi de tamamen ortadan kalkmış değil. Rejim değişikliğinin yarattığı otorite boşluğu ve Kürt güçlerinin zayıflaması, IŞİD hücrelerinin yeniden organize olma riskini artırıyor. Özellikle El-Hol kampı ve hapishanelerin kontrolü konusundaki belirsizlikler, uluslararası toplum için bir “saatli bomba” niteliğinde.

Güneyde ise İsrail, Suriye’deki güç boşluğunu kendi stratejik çıkarları için kullandı. Golan Tepeleri’ndeki işgalini fiilen genişleten İsrail ordusu, tampon bölge olan Kuneytra’ya girerek buradaki askeri varlığını tahkim etti. Bu durum, yeni Şam yönetimi için egemenlik sahasında ciddi bir kayıp ve potansiyel bir çatışma alanı olarak duruyor.

Medya, Hafıza ve Kayıp Adalet

Uluslararası medya, Esad’ın düşüşünü “özgürlük” görüntüleri ve sokak kutlamalarıyla dünyaya duyururken, arka plandaki karmaşık ve karanlık detaylar çoğu zaman gözden kaçtı. Sednaya Hapishanesi gibi işkence merkezlerinin “müze” gibi gezilmesi ve delillerin korunmadan alanın halka açılması, on binlerce kayıp insanın akıbetini belirleyecek DNA kanıtlarının ve belgelerin kaybolmasına veya tahrip edilmesine yol açtı.

Gazetecilerin “duygusal odaklı” haberciliği, İsrail hava saldırıları, su ve elektrik kesintileri ve intikam saldırıları gibi sahadaki sert gerçekleri gölgeledi. Medya, Suriye’yi “kurtarılmış” bir ülke olarak resmederken, ülkenin güneyindeki Süveyda’da Dürzi milisler ile merkezi güçler arasında devam eden çatışmaları veya sahil bölgesindeki mezhep gerilimini yeterince yansıtamadı.

Sonuç: Belirsizliğin Eşiğinde

2026 ortalarına gelindiğinde Suriye, bir diktatörlükten kurtulmuş ancak henüz bir “ulus-devlet” olamamış, yaralı bir coğrafya görünümünde. Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni yönetim, uluslararası meşruiyet ve iç istikrar arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Mültecilerin dönüşü umut verici olsa da, azınlıkların korkuyla ülkeyi terk etmesi, toplumsal barışın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Captagon baronlarının gölgesi, IŞİD’in hayaleti ve komşu ülkelerin müdahaleleri arasında Suriye, savaşın bittiği ama barışın henüz gelmediği bir arafta bekliyor.

Category: Şam

Leave a Reply Cancel reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Taha Yasin Erel, sahada çalışan bağımsız bir araştırmacı gazetecidir. İnsan hakları ihlalleri, bastırılan kimlikler ve kapalı coğrafyalarda yaşananları belgelemek için dünyanın farklı bölgelerinde saha araştırmaları yürütür.

HOME ABOUT SOCIAL
CONTACT

TAHA INVESTIGATES · ALL RIGHTS RESERVED
© 2026 Taha Investigates | Powered by Minimalist Blog WordPress Theme