Suriye’nin yeni döneminde göklere çekilen üç kırmızı yıldızlı bağımsızlık bayrağının hemen yanında, son günlerde sessiz ama baskın bir başka sembol belirmeye başladı: Beyaz arka plan üzerine siyah hatla işlenmiş Kelime-i Tevhid bayrağı. Şehrin ana meydanlarından cephe hatlarına, İdlib’in en yüksek noktalarından Şam’ın merkezi bölgelerine kadar bu beyaz sancak, adeta yeni düzenin “manevi” muhafızı olarak konumlandırılıyor. Hatta bazı bölgelerde, özellikle muhaliflerin kalelerinden olan İdlib ve çevresinde, ulusal bayrağın tamamen saf dışı bırakılıp sadece bu beyaz bayrağın dalgalanması, Suriye’nin gelecekteki siyasi kimliğine dair çok net bir işaret fişeği çakıyor. Bu, sadece dini bir sembolün kullanımı değil; adım adım örülen, toplumsal hayatın her hücresine sızmaya çalışan yeni bir devlet anlayışının görsel ilanıdır.

Bu dönüşümün en tedirgin edici yansımaları ise sahadaki askeri personelin ve milis güçlerin üniformalarında gizli. Sokaklarda devriye atan askerlerin kollarındaki peçlerde Kelime-i Tevhid ibarelerini görmek artık bir rutin haline gelmişken, bazı noktalarda -bizzat gözlemlediğim üzere- IŞİD sembolleri ve bayraklarının peçlerinin kullanılması, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor. Bu radikal sembollerin, “devrim” sonrası kurulan yeni ordunun içinde kendine yer bulabilmesi, Suriye’nin geleceğinde sadece bir yönetim değişikliği değil, çok daha radikal bir ideolojik yapılanmanın taşlarının döşendiğini kanıtlıyor. Bu sadece bir üniforma tercihi değil; sokağın güvenliğini sağlayan elin, hangi doktrinle beslendiğinin de en somut göstergesi.

Suriye’nin bu “yeni dindarlık” sınavı, sadece askeri ve siyasi alanda değil, en sert haliyle kadınların sosyal hayatı ve giyim kuşamı üzerinden verilmeye başlanmış durumda. Şam’dan Halep’e, Deir ez-Zor’a kadar kentin dört bir yanına asılan yeni afişler, Suriye kadınına nasıl “doğru” örtüneceğini dikte ediyor.

Bu afişlerdeki ifadeler ise oldukça manidar ve düşündürücü: “Özgürlük ve kurtuluş (tahrir) kıyafettedir.” denilerek, kadının onurunun ve değerinin ancak siyah çarşaf (çarşaf-ı şerif) içinde korunabileceği vurgulanıyor. Halihazırda örtülü olan kadınların bile “yanlış kapandığını” iddia eden bu propaganda materyalleri, yeni yönetimin sadece devlet işlerini değil, yatak odasından sokağa kadar her türlü mahremiyet alanını da şer’i kurallara göre dizayn etmek istediğini açıkça ilan ediyor.

Peki, Suriye yeni bir Afganistan mı oluyor? Bu sorunun cevabı, yeni liderliğin köklerinde gizli. Suriye’nin bugünkü gidişatını belirleyen isimlerin başında gelen Ahmed eş-Şara, geçmişte Bağdadi tarafından bizzat bu topraklara gönderilmiş, oldukça tutucu ve sert bir dini arka plandan geliyor. Her ne kadar bugün daha “ılımlı” veya “kurumsal” bir imaj çizmeye çalışsa da, Şara’nın zihin dünyasındaki “İslam Devleti” hayali, sahadaki bu afişler ve bayraklarla ete kemiğe bürünüyor. Suriye belki tam anlamıyla bir Afganistan kopyası olmayacak; ancak karşımızda bölgesel şer’i kanunların katı bir şekilde uygulandığı, toplumsal yaşamın en küçük ayrıntısına kadar dini bir baskıyla şekillendirildiği, “yumuşatılmış” ama özünde çok ağır ve tutucu bir şer’i yönetim modelinin doğuşunu görüyoruz. Suriye halkı, bir diktatörlükten kurtulurken, şimdi de kendi günlük hayatının her anını denetlemeye aday yeni bir “kutsal otoritenin” gölgesinde yaşamaya zorlanıyor.
